İkibin dört senesinde, Ankara Kuğulu Park'ta uzun eşek oynuyorduk, eşek olan takımdaydım ve en arkadaydım. Kuğu, kanatlarını çırparak bizim olduğumuz tarafa doğru koşmaya başladı, hiçbirimiz ne olduğunu anlamamıştık. Daha önce kendisine kuğu saldıran kimse olmamıştı sanırım. Taş mı atılır, yere mi eğilinir bilemediğimizden kaçtık. O da çok kovalamadı.
Sonra bir kız çıkmıştı karşıma, 10'lu yaşlarımın ortasındaydım. Ne olduğunu anlamıyordum, taş atılası bir durum yoktu, yere eğilsem de bana doğru gelmeye devam ediyordu. Kaçamadım da. Kaldım öylece. Uzunca bir süre kaldım yanında. Sonra gitti. Başka bir tanesi geldi daha sonraları, o da gitti. Her gelen mutlaka gitti ve ben neden geldiklerini, neden gittiklerini hiç anlamadım. Kimileri aşk diye tanımladı bunu, kimileri kadın erkek ilişkisi, benim için ise kuğuydu bu.
Kuğuydu, çünkü her seferinde yeniden tecrübe ediyordum bu durumu. Kuğu ile bir kez karşılaşmıştım, tehdit olarak, gönül işleri ise çok sık olmasa da tehditlerde bulundu. Yalnız bu, bir kere tecrübe ettikten sonra alışıp, ona göre savunma geliştirebileceğiniz bir durum olmuyor. Her bir gönül işi, yeni bir tehdit. Yalnızca aynı kişiyle ikinci kez karşılaştığında savunma üretebilirsin.
Her bir gönül işi yeni bir kuğu vakası ancak aynı gönül işine ikinci kez soyunursanız artık eğilmeniz mi, taş atmanız mı yoksa kaçmanız mı gerektiğini bilirsiniz.
Ama yine de...
ayn kişi, ikinci kez. bile bile lades. yaşadığım da aynen bu. ve kendimi savunacak gücüm bile olduguna inanmıyorm. sonumuz beter, hepimizin. uğular üstümüze üstümüze geliyorlar.
YanıtlaSilahah pardon ama şöyle düşündüm kuğu... Demek hep kuğu gibiler gelmiş hayatına, narin, güzel falan. O kırılganlığı hissedebilmişsin yani ki bu benzetmeyi yapmışsın.
YanıtlaSilBen ayılardan korkuyorum o vakit. Geldi, geldiğinde hepimiz biliyorduk ki ölü taklidi yapmalıydık ama yapamadık mal gibi gittik, uysalca yaklaşırsak anlar sandık niyetimizi. Ne mi yaptılar? Saldırdılar of course. Paramparça ettiler bizi.
Bazıları kaçtı ama... Bilirsiniz ayılar hızlı koşarlar.