Ankara'ya ilk geldim, arkadaşsız idim, huzursuz idim, canım sıkılıyordu. Müzik dinledim günlerce odamdan çıkmayarak. Pencereden koşuşturan çocukları izledim, mutsuz değildim.
Kardeşimi koparıp aldılar yanımdan, eksiktim, üzgündüm, mutsuz değildim.
Yakın arkadaşlarımdan koptum, her şeyden ayrıldım, kimsem yoktu şaşkındım, heyecanlıydım, özlem doluydum ama mutsuz değildim.
Okuluma devam edemedim, hiç bir şey yapamadım ben de aldım elime bir değnek, yanıma bir köpek, cebime litrelik kola adım adım gezdim Beytepe Kampüsü'nü. Adım adım. Kendi okuluma zaten gitmek istemiyordum ben de bir yolunu bulup Hacettepe'ye giriyor, işi/dersi olmayan birine rastlayana kadar elimde değnek, yanımda köpek geziyordum. Çok canım sıkkındı, üzgündüm, bunalıyordum, delirmiştim ama mutsuz değildim. Aynen soldaki gibiydim.
Gelelim sadede. Ufacık bir şeyde mutsuzum demeden önce bir kere daha düşünün, ya da iki, bilemedin üç yüz beş yüz kez düşünün. Mutsuz değilsiniz! Olmamalısınız! Mutsuzluk o kadar basite alınacak, ufacık bir şeyde kaçacak, bir gülümsemeyle geri gelecek bir şey değil. Tepemi attırmayın mutsuzum ben deyipte!
Ne güzel özetlemiş Dale Carnegie abimiz; Happiness doesn't depend on any external conditions, it is governed by our mental attitude. Sessizce dağılabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Mutlaka senin de ekleyeceğin bir şey vardır.