Bugün çıkayım da biraz kişisel bakım ürünleri alayım her bakımlı bay gibi diyerek çarşı pazar dolaştım, yaptığım alışverişi de sizinle paylaşayım dedim. Daha önce de günün kombinini yazdığım yazı ile modaya giriş yapmıştım, bu sefer de kozmetik blogu olayım istedim.



        


Öncelikle tıraş malzemelerinden başlayayım. Retro ve vinteyç ruhunu yansıttığı için hala yukarıdaki üçlüyü tercih ediyorum. Üçünün toplamı 6 lira civarında, 1 liraya da jilet alınca 80'ler/90'lar ruhunu tekrar hissedeceksiniz. O kadar nostaljik ki kıyamıyorum kullanmaya, bir köşede duruyorlar, sakallarım ise aldı       yürüdü. Şu anda sol üstteki logodaki haldeyim. Her retro erkeğin vinteyçliğine vinteyçlik katması için bu         üçlüyü mutlaka evinde bulundurması gerekir.




Tarak olarak bu iki model mevcut. Hangisini alacağıma karar veremedim. Teki saçları fönlemek için de kullanılırken, diğeri ise sadece cepte taşınabilme kolaylığına sahip. Birini evde, diğerini yanımda bulundururum diye düşünüp ikisini de aldım. Toplamda ödediğim para 2,5 lira. Çok kullanışlı görünen bu iki tarak da pek işime yaramayacak, takma adımın hakkını verecek kadar saçım var zira. Dolayısıyla daha önce aldığım bir çok kozmetik ve kişisel bakım şeylerim (!) gibi bu da sadece komidinimde yer kaplasın diye aldığım ıvır zıvırlardan. Ama indirimdeydi, çok ucuzduuuu.          

Hah, bu parçayı atlarsam çok büyük haksızlık etmiş olurum. Her ne kadar bir çok insan bunun yazma işlevini icra etseler de yine bir çoğumuzun bildiği gibi tırnak bakımı için aldım bu kalemi de. Manikür için bence biçilmiş kaftan! Elimdeki model fason bir marka, ne olduğunu bile okuyamadım, 1 lira bir şeydi ama bu iş için bilinen en iyi marka Rotring'tir. Eğer markaya zaafınız varsa onu öneririm. Kesinlikle daha kaliteli oluyorlar, ben sadece bu mağazada Rotring bulamadığım için bunu almak zorunda kaldım. Ayrıca bu ürünü alacak arkadaşlara bir uyarıda bulunayım, bu gerçekten önemli çünkü, Faber Castel almayın! Çünkü onların uçları içine kaçıyor ve tırnak içinde çıtçıtlı (versatil) kalem ucu kalma olasılığı da artıyor. Temizleyeyim derken daha fazla kirletmeniz olası. 






- alıntı -
 İşte favorilerimden, hacı yağı! En sevdiğim kokulardandır. Ayrıca kokusu uzun süre üzerinizde kalıyor, hatta bazen yıkansanız bile geçmiyor! Bu kadar uygun fiyata, bu kadar uzun süre etkisi olan başka bir koku var mıdır? Güzel kokusunun yanında sizi belli zümrelerde öne bile çıkarır ;) Eşsiz ve ilahi kokusu sayesinde sizi diğer müminlerden bir adım öteye taşır, cemaat içinde yıldızınız parlar, cemieyette bir tık önde olursunuz. Fiyatı ise 2 lira civarında.










- alıntı -
Bu görsel ise bu alışverişteki son ürünüm olan misvak. Bilhassa seyehatlerde çok kullanışlı bir temizlik sağlayan misavağı, gündelik hayatta da kullanırım ve benim bir önceki kullandığım tel tel ayrıldığı için yenisini alma vaktim gelmişti. Bunun da fiyatları 1 ile 2,5 lira arasında değişiyor. Önceden dal dal satın aldığım bu misvaklar artık vakumlu paketlere girmişler ve çok daha hijyenik olmuşlar, kimsenin elinin değmediği misvakları seçmek isterseniz mağazanızdan ısrarla isteyiniz. 












dahası...


Nedir güzel? 90-60-90 vücut ölçüsü mü? Sarışınlık ve renkli göz? Sıfır beden? Bakımlı olmak? Kozmetik malzemeleri kullanmak? Kırışıksız bir cilt? Özgüven?

Venus and the Lute Player
Gelin güzellik kavramını taa en başından ele alalım. Rönesans'a gidelim mesela. Solda resimde gördüğünüz kadın tipik Rönesans dönemi kadını (15-16. yy arası), beğendiniz mi? Beğenmediniz mi? Neden? Dönemin güzellik kavramı bu idi halbuki. Balık etliden hallice hatta tombul. Peki neden kadın bu haliyle güzeldi o zamanlar? Hatta büyükannelerinizi dinleseniz onlar bile "kadın dediğin etli butlu olur, şimdiki kızlar hep çirkin, çıta gibi" ya da benzeri cümleler kurarlar, güzeli tasvir ederken. Şimdi toplumsal açıdan ele alalım, güzelliğin ne olduğunu. Rönesans döneminde ya da o yıllarda diyelim sadece maddi imkanı iyi olanlar düzgün beslenebiliyordu ve göbekli insanlar iyi beslenmiş olarak görülüyordu. Yani maddi durumu iyi ki güzel şeyler yiyerek şişmanlayabiliyor. "Fakir dediğin zayıftır." O zamanlarda inanış buydu, şişmansan zenginsindir. Nasıl? Kafanızda biraz şekillendi mi güzellik kavramı? Şekillenmedi mi? Devam edelim. Peki neden şişman olma hevesi vardı? Çünkü kadınlar, doğum yaptıktan sonra hayatta kalabilmelerini bu kilolara borçlu olduklarını düşünüyorlardı. Yani para = güzel yemek = fazla kilo = neslin devamı.

Madem öyle, neden şimdi tahta gibi kadınlar güzel? Sıfır beden, kırışıksız? Heh, şimdi de onu açıklayalım. Daha sonra ise sanayi devriminden sonra -ki dünyanın miladıdır neredeyse- yeme içme alışkanlıkları da değişti. Artık tarım, hayvancılık daha modern bir şekilde yapılıyor, daha fazla üretiliyor ve bununla paralel olarak da fiyatlar hızla düşüyordu. Artık alım gücü iyice artmış ve her isteyen istediği besine ulaşabiliyordu. Herkes dilediğince şişmanlayabiliyordu, artık şişmanlık zenginlik göstergesi değildi. 20. yy sonları, 21. yy başlarında ise her alanda olduğu gibi gıda alanında da sanayileşme kötüye kullanılmaya başlandı. GDOlar, toplu hayvan kıyımları derken artık gerçek yemek bulmak gittikçe zorlaşıyordu. Yediğimiz her besin sağlıksızdı ve olması gerekenden çok daha fazla kalori sağlıyordu bedenimize. Hele ki fast food diye bir kavram çıkardılar ki "modern"leşen toplum ile birlikte vakit darlığından dolayı insanlar bu fast food denen çöplere rağbeti artırdı, besinlerin kalitesi azaldı, kalorisi arttı ve yapılan araştırmalarla da şişmanlığın sağlıksız olduğu açığa çıktı. Zayıf kadınlar daha rahat doğurabiliyorlardı, doğumdan sonra hayatta kalmak için yağlarına ihtiyaçları yoktu. Peki şimdi ne olacaktı? Kaliteli ve sağlıklı besin tüketip zayıf kalmak gerekiyordu. Ve artık sağlıklı ve "gerçek" besinleri maddi durumu iyi olanlar  alabiliyordu. Yani artık zayıflık zenginlik göstergesiydi. Yani para = sağlıklı yemek = zayıf beden = neslin devamı.

Tabi bu zayıf olmanın bokunu çıkaran insanlar da yok değildi. Nasıl ki zenginlik hırsı varsa bunu göstermenin de hırsı baş gösterdi insanlarda. Sanıyorlardı ki ne kadar zayıflarsa o kadar zengin gösteriyorlardı. Böylelikle de sıfır beden adında saçma bir kavram çıkardılar 2000lerin başında. Normal bir insan bünyesiyle bunu başarmak oldukça zor olduğu için de Anoreksiya hastalığına tutulanlar olmuştu ki hala da var böyle aptallar.

Peki kırışıksız bir cilt? Yaşlanmayı geciktirmek, en azından boyalar, kozmetik ürünleri ardına saklamak? Açıklamasam bile bunu zaten anladınız, mantığı çözdünüz zaten ancak ben yine de açıklayayım. Bu sefer bir etken daha var. Deminden beri saydığım sebeplerin aynısı burada da geçerli. Parası olan kozmetik ürünler alabiliyor, genç ve kırışıksız kalabiliyor, yani yine iş paraya dayanıyor. Ayrıca artık hayatta kalma olgusu yemekle ilişkili değil o kadar. Artık hayatta kalmak kariyer, iyi iş, iyi eğitim, "güvenlikli" bir site ya da ev ile ölçülüyor. Dolayısıyla o kozmetik ürünleri alabilenler bunlara sahip olabilecek parası olan, yaşlı olmadığı için hala çalışabilir ve bu yaşam standardını hala devam ettirebilir, neslini de sürdürebilir. Yani kırışıksız cilt = gençlik = çalışmaya devam edebilime/kariyer yapabilme = para = yüksek yaşam standardı = neslin devamı.

Bu saydıklarımın hepsi bilinçaltımızın bize anlatmaya çalıştığı inanışlar. Peki bu bilinçaltı nasıl besleniyor, nasıl ikna oluyoruz güzellik kavramının bu şekilde olduğuna? Rönesans döneminde bu süreç biraz daha zordu, fısıltı yoluyla yayılıyordu bu inanışlar ama artık medya bu süreci olabildiğince hızlandırıyor. Bunu yaparken tabii ki sizin daha fazla tüketmenizi sağlamak için sürekli yeni ürünler ile yapıyor ve güzelliği, gösterdikleri ürünleri satın alarak sağlayabileceğinize inandırarak yapıyorlar. "Şu marka kıyafeti alırsan güzelsin, yoksa değilsin ve neslini devam ettiremezsin!" Hiçbirimiz güzellik kavramının bu düşünceyle şekillendiğinin farkında değiliz, ancak hormonlarımız bize bunu gösteriyor. Tabii kapitalizmin tüketici toplum yaratma dürtüsünü de gözardı etmemek gerekir.

Aslında hepiniz güzelsiniz, sadece bunun farkında olun.
dahası...


Blogger tarafından desteklenmektedir.