Bunca zamandır hakkında bir şey yazmamış olmam ilginç geldi, ben de biraz araştırma yaparak TKİ Tavşanlı Linyitspor hakkında yazayım dedim, gerekliydi.

Kendimle başlayayım. Doğumumdan 14 yaşıma kadar Tavşanlı'da yaşadım. Bir ara 3-5 sene Bursa'da yaşasam da çok ufaktım hatırlamıyorum. Çocukluğumda Linyit'in bişeyinden dolayı davullu zurnalı kutlama yapıldığını hatırlıyorum, meğerse 3. lige çıkılmış ya da orada tutunulmuş heralde, tarihlere bakınca öyle bir izlenime kapıldım.

Önce biraz sıkıcı bilgilerden vereyim; TKİ Tavşanlı Linyitspor 1943 yılında kömür işletmesi tarafından işçi ve ailelerinin sportif faliyetlerini gerçekleştirmesi amacı ile kurulmuş. Birkaç kez adı değişmiş olsa da en son bu adı layık görmüşler. Klüp 84-85 sezonunda 3. lige çıkma hakkını elde etmiş, sonra da 11 yıl boyunca bu ligte top koşturmuş. Sonrasında ise 96-06 yılları arasında amatör kümede tekrar 3. lige çıkma çabası vermiş. 07-08 sezonunda 3. lige çıkmaya hak kazanmış. Sonrası ise çorap söküğü gibi gelmiş zaten. Bir yıl bu ligte tutunduktan sonra 09-10 sezonunda play-offlara kalarak 2. lige yükselme şansını elde etmiş. O sezonda da büyük işler başarıp 10-11 sezonunda Bank Asya 1. Lig'e çıkmaya hak kazandı. 2. ligte de play-offlara kalan Linyitspor, Adana Demirspor, Trabzon Karadenizspor ve Eyüpsporu yenerek Bank Asya'ya terfi etmiştir. Final maçı olan Eyüpspor maçında resmen seferberlik vardı. Tavşanlı'daki tüm servis, otobüs ve dolmuşlar Antalya'ya taraftar taşıdı. Resmi rakamlara göre 13000, halkın tahmine göre ise 20000 kadar taraftar takımlarını desteklemek için Antalya'ya akın etti, takım ise yüzlerini kara çıkarmayarak 1. lige geçiş vizesiyle döndü memlekete. Velhasılı kelam Tavşanlı şu anda Bank Asya'da. (bkz: Vikipedi)

Bank Asya'daki durumuna bakacak olursakta, ilk altı hafta tek bir golü bile yoktu, 2 tane beraberliği vardı. "Hasiktir be, tutunamadık lige" derken 7. haftadan itibaren galibiyetler gelmeye başladı. 2. ligteyken de aynıymış bu takım. İlk 9 hafta doğru düzgün puanı yokken, sonradan açılıp play-offlara kalmış. Her neyse. 7. haftadan sonra açılan takımımız, hayvan gibi puan toplamaya, taşaklı takımları bir bir leblebi gibi yemeye başladı. (Bu arada leblebiler Tavşanlı'dan Çorum'a gider, onlar da Çorum leblebisi diye satarlar, dümen yani). Bank Asya'nın en parlak takımı olarak lanse ediliyorlar. Hangi spor yorumcusunu dinlerseniz dinleyin Linyit'in şahane olduğunu, şimdiye kadarki en sağlam çıkışı yapan takım olduğunu söylerler ve bir çok spor eleştirmeni de içten içe Tavşanlı'yı destekler. Şu andaki durumu ise 48 puan ile 4. Samsun önde götürüyor 54 puan ile, Mersin ise 49 puanla 2., Çaykur Rize 48 puanla averajla 3. (bkz: Bank Asya 1. Lig Puan Cetveli)

Bugün oynanacak maçın ardından son üç hafta kalmış olacak. Bu hafta mutlak galibiyet lazım çünkü sondan bir önceki hafta Çaykur Rize deplasmanı var. Son haftaya kadar kimin çıkıp, kimin play-offlara kalacağı kesinleşmeyecek gibi görünüyor. Tavşanlı'nın şansı oldukça yüksek.

Ayrıca, Linyit maçlarını malesef Tavşanlı'da oynayamıyor. 3 yılda amatörden Bank Asya'ya gelince saha yapacak vakitleri olmamış tabi bizimkilerin. Aslına bakarsan hala stad için pek bir şey yaptıkları söylenemez. Seneye Süper lige çıktığımızda başınızı taşlara vurursunuz ey ahali! Alın size yerli turist, alın size geçim kapısı! Bunu değerlendirmeleri lazım ve bir an önce stadın bitmesi gerek. Söylemeden geçmeyelim, Linyit'in iki adet taraftar topluluğu vardır. Birisi Neşter, diğeri ise Murat Gazi.

Son olarak sanırım en değerli futbolcularımız ise Mehmet Akyüz ve Oğuz Dağlaroğlu. Oğuz benim favorim. Bu kadar soğukkanlı bir kaleci olamaz. Adam cool ya. Mehmet ise Süper Lig tarafından gözetlenmeye başladıktan sonra bir artizlik yapmaya başladı, bir kibirlenmeye başladı sorma gitsin. Galiba sırf bu yüzden hoca epeyce oynatmadı onu. Gol krallığına gidiyordu, hoca baltaladı. Şu anda gol krallığında 11 gol ile 4. sırada. 1.'nin 15 golü var. Eğer hoca oynatsaydı her maçta şu an gol kralı olabilirdi, vardır bildiği. Tabii ki diğer oyuncular da birbirinden değerli ama sanırım başı bunlar çekiyor. Hoca demişken değerli hocamız Mustafa Reşit Akçay'dır. Vikipedi'de "2009-10 sezonunun 4. haftasında 2. Lig ekiplerinden Tavşanlı Linyitspor'da teknik direktörlük görevini üstlendi. Ligin düşme hattından devraldığı takımı beklenmedik bir şekilde Play-off Şampiyonu yaparak 1. Lig'e yükseltmeyi başardı. 2010-11 sezonunda çok kısıtlı imkanlara rağmen Tavşanlı Linyitspor'u lig'de şampiyonluğa oynayan bir ekip haline getirmesi kamuoyunun taktirini topladı." diye bahsetmişler. Doğrudur. Adam hala görevinde ve aynı başarısı devam ediyor. 


Neyse bu kadar işte. Biz çok severiz TKİ Tavşanlı Linyitspor'u. Siz de sevin, çok iyi takım bak! Seneye de Süper Lig'teyiz, ona göre ;)


En aktif sitesi de burası heralde: http://www.nesterfanclub.com ve de http://www.facebook.com/Linyitspor?sk=info
dahası...


Kalkışa son 3. Tekrar yaban ellere yolculuk. İnan alıştım artık, özledim bile. Cuma 12'de uçağım Sabiha Gökçen'den ayrılacak.

3-0 yenik ayrılıyorum kendi sahamdan. Referandum, bayram ve basketbol. Hadi basketbolda yine başarılıyız, şimdiye kadar finali bırak, gruplardan çıkınca şanslı sayılıyorduk. Referandum da malumunuz, o konunun üzerinde bile durmayacağım. Bayram ise tebdili kıyafete uymamamdan kaynaklanan dedemin verip veriştirmesi. Ben yaşlıdır aksidir deyip geçsem de anam ve babam epeyce kırıldı, ipleri kopma noktasına getirdiler. Yoktan yere büssürü gerginlik. Bu kırgınlık illa geçer ama bakalım, bizimkilerin tavırları daha bir farklı olur artık onlara. Neyse ne işte, bayram da neşeli geçmedi yani, bundan sonra da böylece devam eder gider.

Cenk Taner'in de söylediği gibi yaslı gidip şen gelmiştik, deplasman galibi olarak yazacaktı tarih bizi ama kendi sahamdan 4-0, 5-0 ayrılarak deplasmana gidiyorum tekrar. Gerçi artık neresi deplasman, neresi iç saha iyice allak bullak olmuş durumdayım. Küme düşme tehlikesindeki takım gibiyim, ne iç sahada ne deplasmanda taraftarım yok artık, olanların destekleri yetersiz, geri kalanlar ise yönetim istifa diye bağırmakta. Ama ne yöneticiyi ne de kadromu değiştirmeye niyetim var. Hayatımda köklü transferler ve taktik değişikliğine gidebilirim ama kendimden memnunum. 5-4-1 oynamaktansa 4-3-3 bilemedin 3-5-2'ye dönebilirim. Şimdiye kadar hep savunmada bekleyip, kontradan gol aradım. Artık orta sahada pres yapmalıyım. Üstüme gelmelerindense ben hücuma kalkmalıyım, diğer şekilde gol bulamayacağım. Gol yeme riskini artık almak gerek.
dahası...


Memleket… Herkeste farklı bir his uyandırır. Nedense bende hep bi gerilim, bi karmaşa, tantana hissi uyandırıyor. Kütahya’nın Tavşanlı ilçesi. Öyle ilçe deyip geçmemek gerek, zamanında termik ve linyit elektrik santralleri varken çok göç almış. O santraller hala var ama hem özelleştirildi hem de tam kapasite çalışmıyor dolayısıyla işçi nüfusu azaldı ama Tavşanlı hala kalabalık. Nüfus 66000.

Tamam, her yerde insanları kıskanma olur ama burada hat safhada. Yahu bi insan kardeşinin başarısından da mı memnun ya da mutlu olmaz? Her tarafta birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan onlarca insan. Düşene bi tekme de en yakınından. Arkanı kollamadan yaşamak çok zor. Bu yüzden doğduğum toprakları sevmiyorum, sevemiyorum.

Lakin baya bi değişmiş buralar. Önceden -bundan 5 sene öncesi- küpeyle yada ilginç kıyafetlerle falan ortalıkta dolaşman söz konusu bile olamazdı, şimdi ise Tavşanlı’nın yerli halkı bile kulağını deldirmiş yada gayet Ankara, İstanbul’daki gibi giyiniyorlar. Sanırım buraya yüksek okul açılması burayı az da olsa açmış ama kafalar hala eski. Batıl inanç ve aşırı İslamcılık bi çok insanın hayatında yer etmiş durumda. Nur cemaati ve Süleymancı cemaati aralarında kapışma halindeler. Her dükkanda illaki Zaman, Vakit, Yeni Şafak gazeteleri görünür bi şekilde masalarda duruyor (yoksa onlardan alışveriş yapılmıyormuş !?).

Esnafı da bi ilginç. Açlıktan nefesi kokan adam (kusura bakmayın kimseyi aşağılama gibi bi niyetim yok ancak cidden bu şekilde anlatabilirim sadece) Müşterisine bokmuş gibi davranıyor. Herkes ehlikeyif. Hiçbir işinle ilgilenmiyor, ilgilenmeyi bırak yüzünü dönüpte “şu işim var birazdan gel” yada “şu arkadaş baksın o işe” demiyor.

Hal böyle olunca memlekette birçok depresyon, şeker ve kalp hastası var. İnsana değer sıfır. Her şeye sinir oluyorsun, herkese laf anlatıyorsun, dedikodu yapıyorsun. Zor. Hakkaten burada yaşamak çok zor. Bir şeylere sinirlenmeden kesinlikle gün bitmiyor.

Tabi bunun yanında güzel olan bir şey yok mu? Elbette var. Mesela büyükşehirlerdeki mendilci çocukların yerine baskülcü çocuklar var ve büyükşehirlerdeki gibi değiller. Mesela bi keresinde yoyo oynayarak yürüyorum, arkadaşlara gidicem geç kaldım.

- Abi bi tartıl abi.
- Ya param yok.
- Abi elindeki ne?
- Oyuncak.
- Vallaa!! Nası bişey bakem mi?
- Valla acelem var sonra oynarız beraber.
Oynayarak yolda devam ediyodum o da bakıyodu.
- Abi bi daha yap bakam.
Bikaç hareket yaptım (braintwister, trapeze, bomerang, double or nothing, stop and go)
Çocuk baktı baktı,
- Ya gavur yaaa.
Çok güldüm ya :) Bizim bu tarafların şaşırma şeklidir bu. Aynı çocuk arabayla giderken önümüze çıktı, yol kapalıydı beni görünce;
- Abi, bildin mi beni? Hani tekerlek gösteceedin ya. (Tekerlek = yoyo)
- Bildim bildim. Ama yine işim var sonra gösterem.

İşte memleketimin tek sevdiğim şeyi ağzı. Tipik ege ağzı ama biraz daha kendine has. “Sadıç siz siz gidegon gali, biz geliyoz”. Meali: Kanka siz önden gidin biz geliyoruz. “ Yok galan olcek şey dey bu ettiğin”. Meali: Senin bu yaptığın olacak şey değil. Cidden çok eğlenceli. Burada ben de kaptırdım bu ağza, ne de olsa temel var buranın insanları gibi konuşabiliyorum =).
Bi de babannem. Cem Yılmazı koy karşısına karşılıklı geyik yapsınlar Cem Yılmaz pes edip gider. Ömrümde onun kadar geyik yapan ya da hazır cevap olan başka bi insan görmedim. Örneğin babamın SSK borçlarıyla ilgili bi kağıt köye babannemlere gelmiş, babannemin okuma yazması yok. O da almış kağıtları bi köşe sokuşturmuş.

- Ay Amet, adam geldi bu kağıtları vedi gitti. Niidini bilemedimdi bende bura godum.
- Ana adamlar para vecekmiş alsaydın ya.
- Bildiydim para vecekleeni emme kaç paraydığını bilemediğimden buraya alagodum.
Bir diğer örnek; Dedem namazdan harap bi şekilde geldi sıcak vurmuş, adam zaten hasta, şekeri var kolesterolü var, kalbi var falan filan.
- Adam gel kafana su tutam kendine ge.
- Garı ölüyom ben ne suyu.
- Nereye ölüyon bu sıcakta? Kim gazıvecek senin mezarını? İş çıkarma başıma.
İşte böyle. Bir buçuk aydır buradayım, çıldırmak üzereyim ve gördüklerimi aktardım. Olur da yolunuz bu tarafa düşer yada burada yaşamak zorunda kalırsanız bu yazı yardımcı olacaktır.

Sabrınız için teşekkürler :D
dahası...


Blogger tarafından desteklenmektedir.