"Ben hiç mutsuz olmadım" dediğim zamanları hatırlayanlarınız var mı? Bak burada bahsetmişim. Ben kendimi bildim bileli "mutsuzum" demedim, kuyruğu dik tuttum. Neye karşı kime karşı bilinmez. Mutsuzluk zayıflık mıdır o da bilinmez. Ben zayıflık gibi algıladım herhalde yıllarca ya da en azından mutsuz olduğumu dile getirince o mutsuzluk üzerime yapışacakmış gibi.

Aslına bakarsan öyle de olmayabilir. Sabahtan beri "mutsuzum" diyorum. Çok daha iyi hisseder oldum kendimi. Bu aynı bir hastalığı kabul etmek gibi. Tedaviye başlamak için önce o hastalığa yakalandığınızı kabul etmeniz lazım. Sonrasında ise kendinizi muayene edip tedavinize başlayabilirsiniz. Nasıl ki "seviyorum, nefret ediyorum, mutluyum, neşeliyim, üzgünüm, sinirim bozuk, öfkeliyim" diyorsak "mutsuzum" da denilmeli. ki sebeplerini araştırabilesin. "Öfkeliyim" diye yüksek sesle söyleyince sebebini düşünürsün. diğer tüm duygular da aynı şekilde. İşte bu yüzden göğsümü gere gere "mutsuzum" diyorum. Muayeneye de başladım, sonrasında tedavi aşaması.

Söylemekle üstüme yapışacak hali yok mutsuzluğun. Sadece bu ara göremiyorum iyiyi güzeli. Bakış açımı mı değiştirsem? Sevdiğim kadar sevmediğimi de dile getirsem belki bir şeyler değişir. Aslına bakarsan benim mutsuzluğumun temelinde kavrayabildiğim kadarıyla özgüven yetersizliği, kendini değersiz ve külfet hissetme vs var. Hala teşhisi tam koyabilmiş değilim ama bak çözülmeye başladı bile. Bu arada tivitırdan takip ettiğim Onur Gökşen - ki kendisi Dizüstü Edebiyatı yazarlarındandır. Bizim de Renkli Televizyonumuz Vardı isimli mahalle kültürünü anlatan eğlenceli bir kitabı yayımlanmıştır Okuyan Us tarafından ve aynı zamanda Ekşi Sözlük yazarıdır kendisi - 'in bir tiviti vardı, çok sevdim ve sanırım uygulamaya koymak gerekir "kendini değersiz hissediyorsan kendini değil, çevreni değistirmelisin." diye. Kendisi mi yazmış, yoksa alıntı mı yapmış bilemedim ama bence durumu özetleyen bir tümce.

Derin bir nefes alıp durumu toparlama vaktidir.
dahası...


     Bu ara ne çok okuyasım geliyor. Sanki bana kitap kurduymuşum da elimden kitap düşmezmiş de dünya klasiklerini yalamış yutmuşum da gibi bir haller oldu. Tamam elinden kitap düşmeyen insanlardan olamadım ama kitap yüzü unutacak kadar ayrı kalmadım kitaplardan. Klasikleri falan da hatmetmedim, öyle bir gaye içerisine girmedim hiç. Aman önce Rus ardından Fransız, yetmedi Alman edebiyatını şöyle bir elden geçireyim, Shakespeare'in yazmadığı kitapları bile arayıp bulayım demedim hiç.
   
     En çok merakım fantezi kurgu kitaplara oldu, onun da Unutulmuş Diyarlar, Ejderha Mızrağı serilerini falan hiç takip etmedim. Tek tamamladığım seri
Raymon E. Feist'in Gedik Savaşları Efsanesi bir de Gedik Savaşlarının Ardından (okuduğum en sürükleyici ve büyüleyici kitaplardandır!) Onların da devamı vardı, getiremedim. O kadar da fakir ve tembel bir adamım işte. Yeraltı Edebiyatı'na sardım bir ara, onun kitaplarından okudum bir süre. Tasavvuf kitapları okudum. Hakan Karahan kitaplarını okudum (adam aikidocu bir kere, nasıl okumam!) ama işte hiç öyle aç gibi elimden düşürmeden kitap okuduğum dönem olmadı. Bir tek Harry Potter serisini o şekilde okudum sanırım. 

     Şimdilerde o gençlik açıklarını kapatmak istercesine sürekli kitap okuyasım geliyor (hala tam randımanlı okuduğum söylenemez). Aslına bakarsan bu gazım Pink Freud'un Sorun Bende Değil, Sende kitabına kadar sürdü. Çok sıkıldım. Sıkılmamdan utandım sonra, nette araştırmaya kalktım ve zaten kitabı okuyanların yarısı sıkıcı bulmuş, daha ağır ithamlarda da bulunmuşlar hatta ama benim aklımdakileri tam karşılayan ve en üsturuplu yorum larden loughness abimizden gelmiş (bkz: #25176557). Diğer yorumlar için de Ekşi Sözlük'e göz gezdirmenizi tavsiye ederim. 200 küsuruncu sayfadayım ama daha da ilerlemiyor kitap, ne yapayım? Sonunu da hiç merak etmedim. Duygusal falan diyenler var. Merak edenler okumaya devam etsin.

     Şu anda ise "kesinlikle okumalıyım!" dediğim kitaplar belirdi kafamda. Aslına bakarsan bu Dizüstü Edebiyatı'nı eştikçe öğrendim bir çoğunu. Mesela Piç Güveysinden Hallice'yi okumayı çok istiyorum. Bir Apaçi Masalı, 1 Kadın 2 Salak, İnsanlığa Lanet, Erken Kaybedenler, S.ktir Et, Aşkın Gözyaşları serisinin devamları (Şems ve Mevlana'yı okudum sadece). Birkaç tane daha vardı da şimdi aklıma gelmedi. Bunların bir kısmı yolda, geliyor. Eğer şu Pink Freud'un kitabını okumaya inat etmezsem diğer kitapları okumaya tam gaz devam ederim herhalde. 

     Siz de okuyun lan! Çok güzel bak okumak!
dahası...


Blogger tarafından desteklenmektedir.