İslamiyet inancına göre bu dünya, çektiğimiz zorluklar, varlıklar, yokluklar, her şey birer sınav. Yaptıklarımız, bize yapılanlar...

Tekrar aynı düsturda yaklaştığımızda, bu sınavı geçmek için tek yapılması gereken kitabı düzgün okuyup anlamak ve kitabı insanlara taşıyan başöğretmenin sözlerini yerine getirmek.

Peki bu kadar imtihanlarla örülmüş bir dinin, insan iradesinin her şeyi belirlediği, kendi kaderine bile yön verdiği, yani imtihanın sonucunun tamamen kendi elinde olduğu bu sınavda tek sınandığımız nokta zorluklar mıdır? Seçim şansının sana verildiği ve inanarak, düşünerek, okuyarak doğruyu bulabileceğin dinin kendisi bile bir imtihan olamaz mı?

Yani İslamiyet'e inanan insanların rehber olarak kabul ettikleri kitap bile Yaratan tarafından "dur bakalım her dediğime balıklama atlayacaklar mı yoksa akıllarını kullanıp gerçek doğruya ulaşacaklar mı?" düşüncesiyle gönderilmiş olamaz mı?

Hiç düşündünüz mü?
dahası...


Ergen zamanlarımda en değerli varlığım arkadaşlarımdı. Hala çok değerliler ama her şeyin üstünde bir değerleri vardı. Her şeyden herkesten önce onlar gelirdi. Yere göğe sığmazlardı. Ailemi bile 2. plana atmıştım. Olmazsa olmazlarım arkadaşlarımdı. En büyük aşkım arkadaşlarıma idi. Tüm sevgimi onlara adamıştım.

Akıl biraz ermeye başladıkça ana gibi yar, baba ocağı gibi diyar, kardeş gibi dost olmaz demeye başladım. Arkadaşlarım değerinden hiçbir şey kaybetmemişlerdi ancak ailenin değerinin farkına varmaya başlamıştım. Olmazsa olmazlarım ailem olmuştu artık. Ailemi 1. plana taşıyabildim nihayetinde. Aşkım ailem olmuştu.

Günler geçtikçe, okudukça, araştırdıkça öğrendikçe insanoğlunun yalnızlığını gördükçe aslında tek başıma olduğumu anlamaya başlıyorum. Yalnızlığın ise tek çözümünün Hakk'a sığınmak olduğunu idrak etmeye başladım. Her ne kadar layığıyla görevlerini yerine getiremesem de asıl yârin, asıl aşkın Yaradan olduğuna ikna ettim kendimi. Ailem, arkadaşlarım değerlerinden hiç bir şey eksilmeden hala hayatımda yer ediyorlar ancak yaşamımda kendime en yakın olarak Allah'ı seçtim. Aşkım Rahman'ımdır.

Huzuru, güveni, mutluluğu, sevinci, neşeyi, tebessümü, aşkı, yarenliği hep metalarda, karşı cinste, ailede, arkadaşta aramamdan mütevellit bir yere geldiğinde tıkandı. Şu anki enerji düşüklüğüm, huzursuzluğum, neşesizliğim hala Hakk'a değil de dünyalık metalara sığınmamdandır, dünyalıklardan medet ummamdandır. İnşallah O'na layık bir kul olurum da aşkına karşılık verebilirim. Zaten karşılığını misli misli alabileceğiniz yegâne aşk O'na duyulan aşktır.

dahası...


"(...)-İnsanların hakiki hali; Tek ve Yegâne'ye şiddetle ihtiyaç duyması ve O'nu aramasıdır. Rabbimiz bizim böyle olmamızı istiyor. O halde İblis'in yolu hangisiydi ey Mevlâna'm?

- İblisin yoluna bak, iddialarda bulunmaktan başka bir şey göremeyeceksin. Sonra Âdem'in yoluna bak, ihtiyaçlardan baka bir şey göremeyeceksin. Ey İblis! Ne diyorsun? Ben ondan hayırlıyım (Araf/12). Ey Âdem! Ne diyorsun? Rabbimiz! Nefsimize zulmettik (Araf/23) (...)"
(Sinan Yağmur, Aşkın Gözyaşları Hz. Mevlâna. 217)

     Bu dizelerden benim anladığım kibrin İblis'i bu hale getirdiği. O yüzden nerede kibirli birini görsem İblis görmüş gibi tüylerim diken diken oluyor! Enerjimin düşmesi de bundandır.



dahası...


Blogger tarafından desteklenmektedir.